10 Haziran 2007

ANKARA DA PAZAR...


Yağmurlu ve karanlık bir Pazar gününü Ankara’sında eğer Yatakta yorganı başınızın üstüne geçirip keyif çatamayıp da dışarı çıkmak zorundaysanız(ki bu hep böyle olur)maalesef yapabileceğiniz çok da şey yoktur..İnsana da (nedense)böylesi günlerde büyük alışveriş merkezlerinden birine gitmek en iyi çözüm gibi görünür.. Öylede yapılır…Genelliklede hafta sonlarına bırakılan ev ve kişisel alışverişler içinde iyi bir alternatiftir hafta sonu..Kodlanmış gibi büyük bir vazifeyle tüketimin getirileri sırayla getirilmeye başlanır..Mesela hiç de lazım olmayan hatta aynısının bir farklısının evde kullanılmayanlar rafında olduğunu bildiğiniz bir nesneyi almakla başlarsınız alışverişe…Poşet elde salına salına yapay çiçek ve ağaç görüntüleriyle süslenmiş bin bir türlü ışık vitrin oyunlarıyla tüketimi tetikleyen bu görsellikteki katlarda dolaşırsınız… Ardından da sıra sıra dizili alelade fast food ların birinde kısa bir mola verip kalori yüklü yemek atıştırırsınız..Ardında eğer şanslı iseniz ve erken gelip istediğiniz bir film varsa ve arka sıra koltuklarından birinde yer bulup bir bilet alabilmişseniz eğer kendinizi şanslı adleder almış olduğunuz film biletiyle seans saatinin gelmesini beklerken D.R yeni çıkan kitaplara da şöyle bir göz atar ardından nerdeyse bütün çarşıya kokusu dağılan kahvecilerden birinde(karşı koyamadığınız) bir kahve içer ve hemen akabinde kocaman large boy bir pop corn la sinemaya girer koltuğa yerleşip acaba bugün kaç salak seyirci telefonunu kapamamakta ısrarlı olacak düşünceleri ile koltuğa kendinizi bırakıverirsiniz..Bilmem kaçıncı kez seyrettiğiniz bitmek bilmeyen film öncesi reklamlara bakarken de kendi kendinize adı bilmem ne büyük alış veriş merkeziyken birden adı bilmem ne mall olarak değiştirilen bu yerde elektrik yüklenmekten ayaklarınızın ne kadar ağrımış olduğunu fark edersiniz..Ve böyle bir gün daha sona ererken büyük şehirde yaşamanın neresinin avantaj olduğunu kendi kendinize düşünüp durursunuz...

2 yorum:

gaykedi dedi ki...

cami gibi kutsal bir yer de, tanrının huzurun da bile telefonunu kapatmaya tenezzül etmeyenlerden sinemada çok şey beklememlisin :)

üçtemmuz dedi ki...

selam kıymetciğim...
Ben bu alışveriş merkezlerine sahte cennet diyorum...
İlk açıldıklarında ilgi çekici idiler, ışıl ışıl, farklı, modern dünyanın bir temsilcisi gibiydiler sanki...
Ama zamanla benim gözümde maalesef yukarıdaki tanımlamaya dönüştü hepsi.
Yemek yiyeceksem lezzetli yemekler yapan bir mekan aradığımı, herhangi bir şey alacaksam güvendiğim, bildiğim dükkanlardan almayı seçtiğimi gördüm.
Hiçbirşeyin standardından hoşlanmıyorum ben...Bir de yıllanmışlığı seviyorum. Galiba neden bu.
Çok sevgiler sana...